19 Nisan 2010 Pazartesi

everybodys fine



Her ülke kendi "herkesin keyfi yerinde"sini çekmeli demişti zamanında sinema yazarı Uygar Şirin...

Amerikalılar güzel çekmişler.

Söylendiğine göre orijinali kadar iyiymiş.

Ne de olsa en büyük oyuncuyu sahaya sürmüşler...

ama ben ağlamadım...


ÜLKELERE GÖRE PENİS BOYU

7 Nisan 2010 Çarşamba

Emek Sinemasını yıktırmayız...


Yeşilçam Sokak’taki bu sinema; tarihi kimliği, Barok ve Rokoko bezeli duvarları, 875 kişilik salonu ve tarihi geçmişi ile farklılık göstermektedir.
Bugün yıkılıp İstiklal Caddesi'nde bir başka alışveriş merkezine dönüştürülmesi planlanan ve son yirmi yıldır İstanbul Film Festivali'ne ev sahipliği yapan sinema salonu, Türkiye Cumhuriyeti'nin en eski sinemalarından biridir. Serüvenine 1924 yılında Melek adıyla başlamıştır. Perdenin her iki yanında yer alan, Art Nouveau tarzı melek figürlerinden ismini alan sinemanın ilk sahipleri, o dönem İpek ve Sümer sinemalarının da sahipleri olan, A. Saltiel ile H. Artidi'ydi. Daha sonra Emekli Sandığı'na geçen sinemayı 1958 yılına kadar İpekçi kardeşler işletmiştir. Bu tarihte Emekli Sandığı, sinemanın işletmeciliğini de alarak adını Emek olarak değiştirmiştir. 1969 yılında Turgut Demirağ’a geçen sinemanın işletmesini 1975 yılından beri İsmet Kurtuluş ve Süheyla Kurtuluş yapıyor.
1993 yılında ciddi bir restorasyondan geçen sinema, son olarak 2000 yılında koltuklarını, ses düzenini yenileyerek, yeni açılan modern sinemalarla yarışacak bir teknolojiye kavuşmuştur. Sahne ve tavanı süsleyen yaldızlı Barok süslemeler, Dolby Digital ses düzeni ile birleşmiş durumda.

http://emeksinemasi.blogspot.com/


5 Nisan 2010 Pazartesi

ricky


- abi ricky martin gay imiş

- olm onun götürdüğü erkek bizim götürdüğümüz hatundan güzeldir lan...

- abi?

tshirt

http://www.tshirthell.com/hell.shtml



29 Mart 2010 Pazartesi

müşteri


"Bir müşteriye hiçbir zaman almayı düşünmediği bir ürünü, bir hizmeti ona satmak önemli değildir, hatta aşağılayıcıdır. Başarı o kişiyi dinleyip, ne istediğini anlayıp, ona en uygununu bulup verebilmektir. İşte, o zaman müşteri ile uzun sürecek bir ilişkiye girdiniz demektir. Müşteriniz size güvenir."

21 Mart 2010 Pazar

An Education



Bu da bana ders olsun.....


Müzikler iyi...
Senaryo vasat...(High Fidelity'i yazmış birisi için tabiii)

Ergen çağındaki her genç kıza izlettirilmesi gereken...

kız başarılı hem de çok...26 yaşındayken 16 yaşında bir kızı oynamış.
çok klasik olacak ama yeni Audrey Hepburn kendisi...

Kucuk rollerin büyük oyuncusu Alfred Molina gene harikaydı...

i feel old, but not very wise


---spoiler---
keşke kızı vazgeçirmek için kendi hayatlarından örnek vermeselerdi...
---spoiler---




23 Şubat 2010 Salı

Prof. Dr. Yılmaz Esmer'in 33 ilimizde yaptığı araştırma;

Koca dayağını savunanların oranı % 33, taşlayarak idamı(recm) % 22, mahkemelerde iki kadının şahitliğinin bir erkeğe eşit olmasını % 35, ‘Dünyayı ve evreni anlayabilmek için din kitapları mı, bilimsel buluşlar mı daha önemlidir?’ sorusuna‘din kitapları’ diyenlerin oranı % 56.

Yaşasın özgürlük, yaşasın cemaatler ve tarikatlar, kahrolsun onlara uzanan eller.

22 Şubat 2010 Pazartesi

evlilik bir düet'tir


tekrar evlensem, kahverengi bir damatlık giyerdim....


http://www.duet-weddings.com/index.html


13 Şubat 2010 Cumartesi

12 Şubat 2010 Cuma

up in the air



Ryan’ın (george clooney) mesleği bildiğimiz meslek türlerinden epey farklıdır. hatta böyle bir mesleğin var olduğunu bile ben şahsen bu filmi izleyinceye kadar bilmiyordum.

ekonomik krizin en çok vurduğu ülkelerden biri olan amerika’da yüzlerce hatta binlerce kişiyi bir günde işten atacak olan dev firmalar, bu işi yapmak için birisini tutarlar. işte ryan bu işi yapanlardan biridir. onun işi insanlara işten kovulduğunu söylemek



ilk bakışta çok basit hatta anlamsız gibi gözüken bu işin asıl önemi, işten çıkartılan çalışanların, bu kötü haberi öğrendiklerinde gösterecekleri aşırı tepkileri önlemekte geçiyor. böylece işyerinin ödeyeceği olası tazminatların da önüne geçmek amaçlanıyor.

ryan, görevi icabı sürekli seyahat halinde olan biridir. on yıllardır böyle yaşamaktadır. evine gittiği nadir zamanlarda kendisini rahat hissetmez. havaalanlarıdır onun asıl yuvası.

sürekli uçuş halinde olmak, yaşamını buna göre şekillendirmesini gerektirmiştir.yerleşik bir hayatı olmamış, kalıcı dostları olmamış, uzun süreli ilişkiler yaşamamış, kısaca hiç kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmamıştır. bundan gocunmuşluğu da yoktur. aksine evlilik, çoluk çocuğa karışma, hergün işe gidip gelme üzerine oturtulmuş bir hayattır ona aslı garip gelen.

bu monoton hayatı, uçuşları esnasında tanıştığı bir kadınla biraz renklenir. hatta hayatının gidişatını değiştirecek bir adım atmaya çok yaklaşmışken kaderin çok ağır bir tokadını yer. filmin, insanda tokat yemiş hissi bırakan bir sahnesidir bu.

işe yeni başlamış natalie ( anna kendrick ) , ryan’ın stajyeri olur. natalie işi öğrenme konusunda çok heveslidir, teknolojiyi de işiyle bağdaştırmaya çalışır.ancak bu durum ryan’ın hayatının hedefi olan on milyon mil uçma işini zorlaştırır.

natalie, ryan’ın hayat tarzını yadırgar.ona ailenin önemini benimsetmeye çalşır.

zaten film de aslolarak ailenin önemini kavratmak üzere kurulmuş gözüküyor. zira filmde işten çıkarılan herkesin ilk sözleri ‘’bunu karıma nasıl anlatacağım?’’, ‘’çocuklarıma nasıl bakacağım?’’.hepsi kendisinden önce ailesini düşünüyor.

bu arada bu sözleri sarfeden işten çıkarılmışların aslında oyuncu değil, gerçekten işlerinden çıkarılmış insanlar olması ve onlara ‘’işten çıkarıldığınızda neler hissettiğinizi karşınızdaki kameralara anlatır mısınız?’’ denmesi üzerine söyledikleri sözlerden oluşması filmin bu kısmını gerçekçi kılıyor.

ağır, sakin, kendi halinde ilerleyen filmde ryan’ın hayatının gidişatını sorgulamasını, sıcak bir aile ortamına sahip olmak ile alırım başımı giderim efeler gibi hey demek arasından hangisini seçeceğini izliyoruz.

az önce de belirttiğim gibi filmin bu kendi halinde ilerleyen sakin havası kimilerine sıkıcı gelebilir. özellikle liseli gençlerin film daha bitmeden sinemadan birer ikişer çıkması bunu kanıtlar nitelikte. gerçi bunu yadırgamamak gerek. daha iş hayatına atılmamış, işten çıkarılma stresi yaşamamış genç bünyelerin bu filmden zevk almasını beklemek haksızlık olur.bu anlamda up in the air (aklı havada)daha olgun, daha yetişkin insanlara hitap eden bir film.


Oscar şansı varmı hiç sanmıyorum ama çok güzel bir film.

Vega Farmiga ablamızı bu filme seçen prodüksiyon ekibine de bir oscar vermek lazım.

George abimizle kimyaları müthiş uymuş. İnsanın o yaşta olası geliyor. (George abimiz biraz yaşlanmış)

senaryo iyi ve farklı


rails and ties


Clint Eastwood abimizin kızı Alison yönetmiş
Abimizden de çok şey öğrenmiş ama senaryo kötü....

Klasiktir;
her komedi evlilikle,
her dramda ölümle biter.


Salya sümük bir film...

Uzak durun derim....



5 Şubat 2010 Cuma

ıssız kadın

















hani aşk hakkında söylenebilecek herşey söylenmişti...

romantik komedi sever kitlenin kafasına vura vura seyrettirile...

şarkıların sözlerinin hikaye ile yakiiiinen ilgili olduğundan hareketle her şarkı indirile...

Bir zamanlar Türk filmlerinin Hollywoood yapımlarından fırsat bulamayıp perdede fazla şansı
olmadığından yanırken şimdide yapılan gerzek Türk komedilerinden dolayı böyle güzel yapımların
fazla ilgi görmemesinden şikayetçiyim.

Biz sinefiller hiçbir şeyden memnun olmayız...
Ama ben çok beğendim...
özellikle
joseph gordon-lewitt denen çocuğunun oyun gücünü...
aman allahım o ne performans...hayvan gibi oynamış...

"the one you love and the one who loves you are never, ever the same person"


29 Ocak 2010 Cuma

Hatunumun gözleri eladır da / Nazım Hikmet




hatunumun gözleri eladır da
içinde hareler var yeşil:
altın varak üstüne yeşil yeşil meneviş.
kardeşim,bu ne biçim iş,
şu dokuz yıldır eli elime değmeden,
ben burda ihtiyarladım,o orda.

kalın,beyaz boynu kırışan kızım,
imkansızdır ihtiyarlamamız bizim,
etin gevşemesine bir başka tabir gerek,
zira ki ihtiyarlamak:
kendinden başka hiç kimseyi sevmemek demek.




18 Ocak 2010 Pazartesi

Turgay Fişekçi


insan ne zaman insandır?
en güçsüz yanlarını gizleyemediğinde.
iki insan arasında ne zaman diyalog kurulur?
bir insan en güçsüz yanlarını sergileyip,
öteki de onu anladığında.
bir insan ne zaman sevmeye başlar?
karşısındaki de onu sevmeye başlayınca.
sevgi ne zaman biter?
hiç bir zaman...
peki insan ne zaman biter?
artık sevmediğinde...